Erciyes ve Yaylaları

Koca bir deryada bir ada gibidir Erciyes.

İç Anadolu’nun en yüksek dağı, Türkiye sınırları içerisinde daha batısında daha yükseği olmayan dağ: Ulu Erciyes.

Erciyes bir sevdadır, tutkudur, bir kere tattınız mı, bir daha asla bırakamayacağınız bir lezzettir Erciyes.

Erciyes, bölgenin su deposudur, bulut jeneratörüdür, nem tutucusudur, hayat verenidir, uludur, yüksektir, eski tanrıdır, kısacası Erciyes candır.

Erciyes’e dizilecek daha çok övgüm, söyleyecek çok daha fazla sözüm var ama sayfalar yetmez, bu kadarı kafi, şimdi işin içine girelim.

Zirvesinin denizden 3917 metre yüksekte olduğu söylenir. Zirvesi çok farklıdır Erciyes’in dünyanın damına çıkmış gibi hissediyor insan, kararsız bir ruh haline bürünüyorsun ama delicesine huzurlu oluyorsun o zirvede.

Her daim zirvesinde kar olur, bazı seneler çok sıcak yaz mevsimi yaşandığında kar biter, zirveye giden yolda mutlaka kar ya da buzul görürsünüz.

Erciyes’in zirveye yakın kesimlerinde buzullar da oluyor, yaz – kış erimeyen buzullar, altından hep su çağlar o buzullar eridikçe, kana kana içesi gelir insanın, demiştim Erciyes su deposudur diye.

Bazı kaynaklara göre sönmüş bazı kaynaklara göre de uyuyan bir yanardağdır Erciyes ya da eski adı ile Argeus. Öyle ya da böyle kocaman bir yanardağdır Erciyes ve dağın her yerinde ve dahi bölgede o günlerden kalma izler vardır, halkın kartın dediği lav kubbeleri (dom), eriyik kayalar, yerden bir anda yükselen tepeler, lav bacaları ve tüf, kısacası her yerde yanardağ izleri var. Strabona göre M.Ö. 230’lu yıllarda dağ hala cayır cayır yanmaktadır.

Erciyes’te yüksek rakımda sarı rengi ile kendisine hayran bırakan bir doğal göl bulunuyor: Sarı Göl. (Başka bir yazımda bu kısmı genişlettim)

Dağda yürürken adım başı tatlı su kaynağı görürsünüz, adeta su deposu taşmaktadır.

Erciyes’in konisi üzerinde birkaç tane nispeten küçük dağ bulunur, bunlar: Kefeli Dağ, Yanık Dağ, Küçük Kefeli Dağ, Bokluca, Süt Donduran, Lifos, Pire Kartın, Taşlı Kartın, Üç Tepeler, Koç Dağı (En Yaşlıları)

Erciyes’te yapı itibari ile pek mağaraya rastlamazsınız, bir iki tane ahır türü mağara ve zirvede Bizanslı keşişlerin inziva mağaraları dışında mağara yoktur.

Köylüler için hayati öneme sahip onlarca yaylaya sahiptir Erciyes: Gelengilik, Bey Yurdu, Kırkpınar, Ağalar, Boyun, Serçer, Aksu, Dikenli, Uzun, Zambık Yaylaları.

Köylüler kış boyunca hareketsiz kalan hayvanlarını hastalıklardan korumak için her yıl en az bir – iki ay kadar yüksek rakıma, taze ota, temiz havaya ve suya götürmek zorundadırlar. Erciyes bu manada bulunmaz bir velinimettir.

Eskiden çadır yoğunluğundan kar yağmış gibi beyaza bürünen Erciyes yaylalarında son yıllardaki toplam çadır sayısı, eskiden bir yaylada bulunan çadır sayısı olan 50’yi bulmuyor.

Rivayete göre eskiden yaylacılar hayvanlardan sağdıkları sütleri katırlar ile her gün şehre taşımak yerine Lifos dağının zirvesine kurdukları bir depoya taşırlarmış, süt buradan insan yapımı pişmiş toprak oluklar içerisinden ve yer altından Talas’a aktarılırmış, böylece süt çok hızlı ve taze bir biçimde şehre ulaştırılırmış. Oluklar pişmiş topraktan yapıldığı ve yer altında kaldığı için süt içerisinde uzun süre taze olarak muhafaza edilirmiş.

Erciyes’in eteklerinde çok sayıda köy vardır, bu köyler dağın suyundan, otundan, taşından can bulurlar. Rakım yükseldikçe köy sayısı azalır ve biter.

Erciyes’in bir zamanlar bölgenin ağaç deposu olduğu anlatılır, bölgedeki kalıntılardan elde edilen bilgilere göre toplamda 50 farklı çeşit ağaç bu ormanlarda yetişiyormuş. Bugün Erciyes, birkaç küçük ormanı saymazsak çorak bir dağ, birkaç küçük orman ise küllerinden tekrar doğuyor, bu hızla devam ederse, Erciyes 200-300 yıl içerisinde tekrar bir ormanlık dağ haline gelebilir. Erciyes ormanlarından bugün yabani kavak, armut, elma, erik, söğüt, meşe, ardıç, mazı gibi ağaçlar büyüyor. Ormanlar küçük olmasına rağmen yaban hayat tekrar canlanmaya başlamış durumda, yaban domuzu, kurt, sincap, tavşan, kokarca, tilki vb yabani hayvanların sayısında artış var.

Ekran Resmi 2014-08-19 11.17.36.png

 

 

Add a Comment